17 Mart 2012 Cumartesi

Tuhaf Bir Öykü


Bir sabah elma ağacı. Yapraklar dökülüyor. Çok sıcak, güneş var. Daha doğrusu şöyle söyleyebiliriz; yaz sabahı çok güzel çiçekler açmış; yaprakları yiyesimiz geliyor ama yiyemiyoruz çünkü zehirli. Gri gri bulutlar var, sıcak hava bizi imrendiriyor ama etrafta gri hava var…Yeşil yeşil yapraklar dökülüyor; yeşil yeşil, turuncu, pembe pembe, mor mor çiçekler…Turuncu, sarı, kırmızı kırmızı, mor çiçekler…Bir tır, bir minibüs ve bir adam evine gidiyor. Her tarafta sessizlik var, sadece arabaların sesi duyuluyor. Evlerin dumanları çıkıyor. Bir kafa, kafanın burun olduğu yerin orta kısmından güneş ışığı geçmiş. Uzakta bir ev var, yakında da iki ev var. İkisinin de dumanı çıkıyor. Mavi yol. Yani açık mavi yol. Güneş çok güzel, herhalde yaz akşamı çok güzel geçecek.


Sonra gece oldu. Ve sonra gündüz. Karanlık bir geceydi. Gün ağarınca kalkar kalkmaz yüzünü yıkadı, yemeğini hazırladı; hazırlayınca yedi; yiyince kalktı masadan. Giyindi ve bir de ellerini yıkadı. Sonra da kapıyı açtı, balkona çıktı ve kapıyı kapadı. Sonra merdivenlerden indi; inince kendini dışarıda buldu. Sonra yürüdü. Yürüyünce kendini bulduğu yerde, tam adımını attığı sırada ayağına dolanan bir kağıt parçası dikkatini dağıttı. Eğilip aldı. “Gökler suyun buharından, yerler suyun köpüğünden, dağlar suyun dalgasından, dünya göğü sudan, ikinci gök mermerden, üçüncü gök demirden, dördüncü gök bakırdan, beşinci gök gümüşten, altıncı gök altından ve yedinci gök yakuttandır. Gök o kadar hızlı döner ki onu gören duruyor sanır.”** yazıyordu kağıtta. Buruşturup cebine koydu ve masaya oturdu.  Bu çitleri bu demir örgüleri ne zaman çevirdiler diye düşündü etrafına bakarken. “Gerek gerek gerek…Delice sevmem gerek….”* diye geçirdi içinden. Soğuk demir iskemlelerin soluk renkli kumaşlarla dansını seyretti; cebinden defterini çıkardı ve yazmaya yeltendi: elma elma, ayva ayva, su su. Limonata, içki, masa, tuzluk. Su, gazete, limonata…Yemekler, tavuklar, kemikler, kemikler…Aşklar ve törenler.

Deniz sakindi…Balıkçılar sanki sonsuzlukta yaşıyormuşçasına suyun hareketleriyle ilgiliydiler sadece… Ama şehirde yoğun bir karışıklık vardı.. “Yaprakları kuş sandığım zamanların, kırlangıçlar ve serçeler krallığının….” diye mırıldanırken uyuya kaldı kedi. Şaşı gözlü, sarman bir kedi…

Filiz Berk Doğutürk

*Şiir dizesi:  Furuğ Ferruhzad
**Acaibü’l Mahlukat

1 yorum:

  1. Furug'un dili, özgürlüğü sinmiş bu öyküye.

    YanıtlaSil