6 Nisan 2012 Cuma

Sekiz Dakika

Güneş'imizden Dünya yüzeyine ışığın gelmesi sekiz dakika sürer. İlkokuldan beri bildiğim bu bilgi, ilk defa bir işime yarıyor ama bana terfiye mal olacağını ve öncelikle bunu anlatacağım bir sunum yapmak zorunluluğu getireceğini bilseydim hiç söylemezdim.

Bir astronomum ben, iki diplomam var; bir astronomi teknisyenliği diploması, bir de matematik diploması. Pedagojik lisansı da alıp öğretmen olmayı çok düşünmedim. Ama şu anda bulunduğum pozisyonda olmayı da pek tahmin etmezdim.

Aslında bugüne gelen olaylar silsilesi eşim olacak insanı görmemle başladı. Okuldaki nilüfer dolu havuzun yanında kitap okuyordu. O da beni gördü. Biz birbirimizi gerçekten gördük. Ona nasıl yaklaşacağımı bilemiyordum. Çünkü daha önce hiç kimseye böylesine ilgi duymadığımdan ne yapacağımı bilemiyordum. Çok arkadaşım yoktu benim. Arkadaş diye etrafımda dolanan bir kaç tiple de benimle dalga geçmedikleri zamanlarda F bloğun arkasındaki piknik masalarında oturur içerdik. Kahve-kanyak. Kışın sıcak kahvenin içine biraz koyarsın, yazın buzlu çaya biraz eklersin. Üç dört kişiydik ve her zaman birimizde cep kanyağı olurdu. Gerçi, artık satılmıyor herhalde.

İçince benimle dalga geçemiyorlardı. Çünkü içince değişiyordum. Konuşmam düzeliyordu. Artık nasıl bir kimyasal mekanizma çalışıyorsa beynimde kekelemiyordum.

Hayatını pandomimle idare eden biri olmuştum. Biraz benden de kaynaklanıyordu bu herhalde çünkü konuşmayı, insanlarla tanışmayı, yeni muhabbetleri sevmezdim. Bakkala girdiğimde istediğim sigarayı gösterir ve parayı uzatırdım. Çoğu zaman beni dilsiz sanıyorlardı. Keşke dilsiz olsaydım. O zaman ağzımı açtığımda içten içe gülen ve bana acıyarak bakan o insanlara maruz kalmazdım. " Vay, demek bu yakışıklı çocuk kekemeymiş. " diye düşündüklerini hissederdim hep.

Birkaç defa kekemeliğime rağmen beni seven kızlar girdi hayatıma ama ben onlara karşı bir şey hissetmiyordum. İçmeden konuşamayan, arkadaşlarının yanında suspus oturan bir sevgiliye de zaten daha fazla dayanamıyorlardı.

Ama o farklıydı. İlk defa nikâh masasında nasıl evet diyeceğim diye düşünmeden evliliği hayal ettim onunla. Ve devamı da geldi, evlendik. Benimle ilgili tek derdi kekelememek için içmemdi. Ailesi dindar olduğundan, babası Diyanet İşleri'nde çalıştığından, sevdiği erkeğin alkol bağımlısı olması onu zor durumda bırakıyordu. Sırf o istiyor diye bıraktım. Aşk işte; sen nelere sebep oluyorsun.

İçmemeye başladım, nikâh masasında davetlilerin gülüşleri arasında evet demem abartmıyorum, tam beş dakika sürdü, şaka yaptığımı zannettiler önce, ama böyle bir ortamda bir şakanın bu kadar uzatılmayacağını anlayanlar, gülmeye devam edenleri susturdu. Herkes kekemeliğime, heyecanıma rağmen, evet demek için ne kadar uğraştığımı görünce mahcup bakışlarla izledi töreni. Mezun olduktan sonra, babasının torpiliyle girdiğim Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki işim de içmeme engel olacaktı. Doktora da gittim ama bir faydası yoktu. Sorununuz tamamen psikolojik dedi, birkaç ilaç verdi. Sosyal baskının buna sebep olduğunu, eğer istersem bunun üstesinden gelebileceğimi söyledi. Belki de çok istemiyordum. Kekeme olmak, konuşmadan çekinmemi, zaten asosyal olmam da bilinçaltımda bunu besleyen bir tepki haline geliyordu.

Bütün gün diyanet işlerindeki odamda oturup müminlerin namaz saatlerini ayarlıyordum. Yurtdışından gelen ölçüm ve gözlemler, ekinoks tarihleri, mevsim normalleri, Güneş’in doğuşu, batışı ve arada kalan İslam dinine göre belirlenmiş vakitler.Sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı. Bir astronom için ay takvimi ve zaman çizelgesiyle ilgili hesaplamalar yapmak kolaydır. O yüzden bu masa başı işi kayınbabam ilk teklif ettiğinde hiç düşünmeden evet dedim.

Arada bir daire içi e-posta trafiğine dâhil oluyor ve bildiklerimi paylaşıyordum. Bazen bilimsel konularla ilgili açıklama isteyen tefsir ve kelam hocaları da oluyordu.

Bir gün yazdığım bir cümle tekrar eski sorunumla yüzleştirdi beni. Güneş ışığı Dünya'ya sekiz dakikada ulaşır. Bunu okuyan bir tefsir hocası odamda beni ziyaret etti. “Nasıl yani?” Önce kekemeliğimi söyleyip bilgisayar ekranında yazarak anlattım. Astronomların uzaklık birimi olarak kullandıkları Ab, Dünya güneş arası yaklaşık yüz kırk dört milyon kilometreyi ifade eder. Işığın hızı saniyede üç yüz bin kilometre, böl yaklaşık dört yüz seksen saniye, yani sekiz dakika. Hoca çıldırmış gibiydi. “Bu ne demek biliyor musun?” dedi. Hayır, anlamında kafamı salladım, "Top erken atıldı diye orucunu yiyen binlerce müminin kaza orucu tutmasına gerek kalmayacak. Sekiz dakikalık gecikme var. Bütün vakitler üzerinde sekiz dakikalık oynama yapılabilir."

Benim bir türlü anlamadığım bu dini keşif İslam dünyasında bomba etkisi yaratmıştı. Bilimsel açıklamasını yapan da ben olduğum için tefsir hocasıyla yaptığımız yayında ikimizin adı geçiyordu. Doğal olarak terfi aldım. Eşimin ve onun ailesinin de hoşuna gitmişti bu. Gurur duyuyorlardı benimle. O yüzden hepsi benim açıklama ve sunum yapacağım yıllık genel diyanet işleri çalıştayına gelmişlerdi. En önde bakan, yanında isimlerini bilmediğim bir kaç müsteşar ve yüzlerce konuk, onlarca basın mensubu ve kürsüde ben.

İlk defa bu öyküde konuşmamı duyacaksınız.

-Sayın bakan,… (alkollü bir şekilde)

Kahve kanyak, umarım anlamazlar...

Özgür

20 yorum:

  1. abi bayıldım devamını merak içinde bekliyorum :) tebrikler ellerine sağlık çok iyi ve farklı olmuş :)

    YanıtlaSil
  2. Hahah harika :) Ellerine sağlık Özgür abi devamını bekliyorum :)

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel, akıcı anlatmışsın Özgür abicim.Devamını bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  4. bir edebiyatçı maNga üyesi daha! :)

    YanıtlaSil
  5. Harika , ellerine sağlık Özgür abi :))
    Gerçekten çok beğendim , çok akıcı , hele sonu süper :D

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel olmuş.Yenilerini heyecanla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  7. Abi burda kendini mi anlatıyorsun?

    YanıtlaSil
  8. ellerine sağlık abi. diğer öykülerini de bekliyoruz ;) :)

    YanıtlaSil
  9. Çok etkileyici bir öykü.Konuyu çok iyi seçmişsin ve çok güzel işlemişsin abi mükemmel:) Sanatçı adamın hali başka oluyor yaa.:)devamını bekliyoruz...

    YanıtlaSil
  10. Yanilmiyorsam bu ilk. Ve gercekten cok basarili. Dusuncene saglik :) Devamini sabirsizlikla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  11. Harika olmuş :)

    YanıtlaSil
  12. özgür senle karater olarak çok benziyoruz:)bende çekingenlikten kekeme değilim ama sesim kısık ,tiz ve boğuk çıkıyor gerçi eskisine göre daha iyiyim ama gene var umarımn hayatımın devamı senin gibi olur:)tüm bunları bir araya getirip otobiyografi yazsan çok iyi olur:)

    YanıtlaSil
  13. Off çok güzel olmuş...Kalemine sağlık Özgür... (:

    YanıtlaSil
  14. ooff gerçekten bayıldım çok güzel =)

    YanıtlaSil
  15. İlk paragraftan daha başka şeyler hayal etmiştim devamı hakkında ama akışı sağdan yol buldu sonradan ve böylece tüm fikirlerimi solladı. Duygularını nasıl anlattın eşine acaba? Konuşmak dakka bir gol bir olur diye kağıda yazıp buruşturarak atmayı düşündün mü acaba? Orası bir hızlı akmış ama senin bileceğin iş tabii ki yazıp yazmamak. Kesinlikle bir kusur değil bu söylediğim. Sonuçta yazının odak noktası orası değil. Devam ediyorum, açıkçası çok iyi bir başlangıç olmuş. İlk yazın değil, ilk kez paylaşıyorsun bence. Son olarak da ellerine sağlık abi :)

    YanıtlaSil
  16. Gerçekten çok akıcı bir metin tebrik ederim :) ...

    YanıtlaSil
  17. büyük bir zevkle okudum yazını abi;
    gerçekten hoş ve edebi nitelikli bir yazıyla karşı karşıyaydım.
    kalemine kuvvet Özgür abicim;devamını bekliyoruz bu yazıların inşallah..:)

    YanıtlaSil
  18. Harika olmuş Özgür abiciim ;)

    YanıtlaSil
  19. Özgür abi mükemmel olmuş (: Yeni öyküleri sabırsızlıkla bekliyorum (: Sevgiler, saygılar... (:

    YanıtlaSil